Gelsinler, baksınlar, görsünler, denesinler, sabrın nasıl olduğunu görsünler.
Şanlıurfa Gazetesi muhabiri C.Cahit Coşkun Hat Sanatı ustalarından Abdulvahap YOLTAY ile röportaj yaptı.
Yoltay,1996 yılında bir sergiden etkilenip bu işe başladım, Osman Göncü hocam sağ olsun o zaman bana gösterdi, öğretti. Ben 1996 yılından beri bu mesleği yapıyorum, sinirli ve asabi bir insan olmama nazaran bu işle uğraştığımdan bu yana sabrın ne kadar güzel olduğunun farkına vardım, sabırla ilmek ilmek bunu işlemeye çalıştım ve beni rahatlattı. Ben 1993 yılında gırtlak kanseri oldum ve 1996 yılında naht sanatına başladım, ben hastalığımı dahi bu uğraşla unuttum o yüzden çok rahatım, insanlar sabır ve sebat getirirlerse bunu yapıp rahatlayacaklarını ve güzel bir şey yaptıklarının farkına varacaklar.
Gelsinler, baksınlar, görsünler, denesinler, sabrın nasıl olduğunu görsünler. Nasıl ki bizim burada Eyyüp peygamberin sabır makamı var, bu iş de sabır ister, buraya gelirler sabır etmeyi de öğrenirler demek istediğim mesleği öğrenirken sabretmeyi de öğrenirler, sabır etmenin ne kadar kıymetli olduğunu da öğrenirler.
ençler kahveye gidip internette telefonla oyun oynamaktansa bu işle uğraşsınlar çünkü bu iş beyni boşaltır, insanın bedenini rahatlatır, insana bir huzur verir, sabır ve sebatı kendisine öğretir. Gelsinler, denesinler yapamadılarsa yine gitsinler sıkıntı değil.
SİZİ TANIYABİLİRMİYİZ?
Ben 1957 Şanlıurfa doğumlu Abdulvahap YOLTAY
MESLEĞİNİZ HAKKINDA BİLGİ VERİRMİSİNİZ?
Mesleğimiz naht sanatıdır naht sanatı Osmanlıdan bugüne kadar gelmiştir, burada ekseriyet naht sanatı üzerine çalışıyoruz, magnet gibi şeyler yapıyoruz. Naht sanatını ahşaba döküp kıl testere ile tablo haline getirip insanlara sunuyoruz, insanların baya ilgileri var, özellikle yabancıların ilgileri var. Şanlıurfa halkı çok ilgilenmese de ancak sergilerde gelip görüyorlar, buraları gezmedikleri için pek ilgilenmiyorlar ama dışarıdan gelen yabancı misafirlerin ilgi ve alakaları çok. Onlara hitap edip gelen misafirleri memnun etmeye çalışıyoruz, mümkün mertebe en iyisini en güzelini sunuyoruz, el işçiliği olduğu için insanların ilgisi daha fazla oluyor. Sağ olsun valiliğin bize sunmuş olduğu bu değeri biz de turizme kazandırmaya, el sanatlarını en ücra köşelere götürmeye ve insanlara tanıtmaya çaba harcıyoruz.
ŞANLIURFA BU SEKTÖRDE NE DURUMDA?
Birkaç tane öğrencimiz oldu, bu meslek öyle bir şey ki sabır ve sebat isteyen bir meslek, sabrın olmazsa bunu yapman mümkün değil. Ben kendimden örnek vereyim, 1996 yılında bir sergiden etkilenip bu işe başladım, Osman Göncü hocam sağ olsun o zaman bana gösterdi, öğretti. Ben 1996 yılından beri bu mesleği yapıyorum, sinirli ve asabi bir insan olmama nazaran bu işle uğraştığımdan bu yana sabrın ne kadar güzel olduğunun farkına vardım, sabırla ilmek ilmek bunu işlemeye çalıştım ve beni rahatlattı. Ben 1993 yılında gırtlak kanseri oldum ve 1996 yılında naht sanatına başladım, ben hastalığımı dahi bu uğraşla unuttum o yüzden çok rahatım, insanlar sabır ve sebat getirirlerse bunu yapıp rahatlayacaklarını ve güzel bir şey yaptıklarının farkına varacaklar. Temennimiz insanlar gelsin, görsün, kendilerine öğretelim herhangi bir ücret istemiyoruz, gelsinler her şey var. Takım var, alet var, malzeme var gelsinler gösterelim, çalışsınlar, yapsınlar ve bir şeyler ortaya koysunlar öğrensinler. Ben hobi olarak başladım televizyonla bir banyoyu iptal edip kendime bir atölye yaptım ve her sıkıldığımda bir parça kestim kendimi rahatlattım, böylelikle kendimi daha çok geliştirdim ve küçük ebatlardan büyük ebatlara kadar yapmaya çalıştım. 1 metre, 1,5 metre, 2 metre tablalara büyük ayet-el kürsileri yazdık insanlara sunduk, küçük parça Allah-u Muhammedi’de sunduk büyüğü de sunduk. İnsanlar her ebatta talep ediyorlar, kişiler kimi ofisine kimi evine kimisi de hediye olarak alıp götürüyor, en güzel hediye budur deyip götürüyorlar biz de insanlara bu şekilde bir şeyler sunmaya çalışıyoruz.
HAT SANATI NASIL YAPILIYOR?
Öncelikle Nahthatın yazmış olduğu besmele olur, Ayet-el kürsi olur, Allah-u Muhammed olur bunlar gibi yazıları alıp fotokopi kâğıdına döküyoruz. Örneğin fotokopi büyük olmalıysa kişi kaç santim ebadında istiyorsa o ebatta fotokopiyi büyütüp, getirip ahşabın üzerine koyup kıl testere ile ahşabını kesip çıkarıp zemin hazırlıyoruz. Örneğin altına kadife çekebiliyoruz veya eskitme boya ile zeminini renklendiriyoruz, kişi hangi renge göre istemişse uygun bir şekilde kestiğimiz ayeti gösterecek bir renkte yapıyoruz. Kıl testere ile kesiyoruz, tesviyesini yapıyoruz, zımparalıyoruz ondan sonra dolgu vernik ve sonrasında da parlak verniği vurduktan sonra çerçevesini yapıp insanlara sunuyoruz. Önce fotokopi ondan sonra ahşaba işleme, ahşabı kesme kestikten sonra tesviye, tesviyeden sonra zemin hazırlığı, ondan sonra yapıştırma, yapıştırdıktan sonra tekrar zımpara dolgu vernik ve üzerine parlak vernik, sonra da çerçeve. Tek bir aşamadan geçmiyor, elinizde 5 – 6 aşamadan geçiyor ve sonra tablo haline geliyor, insanlara bunu el emeği ile sunuyoruz, makineyle değil. Makine de kolay CMC makinesi ile kesersiniz tık indirirsiniz pat yapıştırır verirsin, onun bir emeği yok, fonksiyonu yok ama sen elinle ilmek ilmek işlediğin zaman insana sunduğunuzda ne deseniz yok demiyor, insanlar diyorlar ki bu el emeğidir. El ile yapmak makineden daha zevkli, ben de makine de var, elektrikli kıl testere de var ama ben onlarla çalışamıyorum elime kıl testereyi aldığım zaman makineyle 2 saatte keseceğim bir parça elimle 1 saatte kesiyorum ve zaman kaybetmiyorum. Makine olduğu zaman aç kapat, testereyi sök, uğraştırıyor, öyle parçalar var ki tek parça ve içlerinin oyulması gerekiyor, birer delik deliyoruz kıl testereyi içerisinden geçiriyoruz ve oymaları yapıyoruz, ondan sonra tesviyesini yapıyoruz. Araların harfleri var, aynı zamanda o harfleri çıkarıyoruz, tekrar yaptığımız zaman her harfi yerine koymamız gerekiyor, elimiz alışmış diye hepsini tık diye yerine indiriyoruz. Ben kısmet olursa İstanbul’a gidip makine alacağım, büyüteç ile flaşı takacağım kaç ebattaysa harfleri birebir yerlerine oturtacağım, tabloyu o şekilde çıkaracağım. Bu maddiyata bağlı bir durum artık kaça bulur alırsak, getirip onu kullanacağız.
HAT SANATINI ÖĞRENMEK NE KADAR SÜRÜYOR?
İnsanın bunu yapabilmesi için ben bunu yaparım demesi lazım, benim bu işle uğraştığımı görüp bu iş çok zor derseniz bu işi yapamazsınız. Hiç bilmediği halde ben bunu yaparım derseniz %50 yapmış sayılırsınız, hiç kimse yapamaz diye bir şey yok, ben her şeyi bakarak öğrenmişimdir. Biz televizyon kururken de iyi bir izleyiciydik ve Türkiye’nin ilk yerel televizyonunu kurduk, bu kişinin içinde olması lazım ve ben bunu yaparım demesi lazım. Yaparım derse %50 yapmıştır ve geri kalan %50’nin %25’i el becerisine %25’i de marifetine bağlıdır, eğer marifetliyse ve el becerisini geliştirirse 1 ayın içerisinde öğrenir, ben 1 saatte öğrendiğime göre insanlar da 1 ayda öğrenir. Çünkü ben 25 yıl sanayide çalıştım ve kollarım testere sallamaya çok uygundu, ben sadece kıl testerenin çalışma usulünü gördüm ondan sonra aynı dakika oturdum rahmetlik Osman Göncü hocama dedim ki bunu nasıl yapacağım, bana kopya kâğıdı koy ve ahşaba çiz dedi. O zamanlar 35 yaşındaydım elim titremiyordu ve hemen çizdim, bana baktı kâğıda baktı ve tamam dedi, testereni alıp kesebilirmiyim dedim al dedi ve 1 saatin için 1 besmeleyi aldım kestim, yapıştırdım ve kendisinin önüne sundum bana tamam sen bunu yaparsın dedi. Merakınız olacak, sabrınız olacak öyle bir an oluyor ki bir parçayı sonuna kadar kesiyorsunuz son parçada kırılıyor, bütün emeğiniz hiçe gidiyor düşünmeyeceksiniz bırakacaksınız tekrar yapacaksınız. Ben kırılan parçaları tamir de edebiliyorum, kırılan parçayı hiç belli etmeden tamir ediyorum ama ilk başladığım zamanlarda tamir edemiyordum, kırılanı atıyordum yeniden yapıyordum, usanmıyordum, kendime stres yapmıyordum, bir parçayı 3 defa kesip kırıp ve yeniden kestiğimi bilirim, 5 defa kestiğimi bilirim. Bunu en iyi ve en güzel şekilde yapmak için sabredeceksiniz, bunu en güzel şekilde yapmalısınız ki insanların beğenmesi için sabırla ilmek ilmek işleyeceksiniz. İnsan gelir, bakar, görür, çalışır, elini alıştırır ve zaman içerisinde eli aşina olduğu zaman, istediği gibi küçük harfleri de büyük harfleri de keser çıkarır. Kalemlik yapar, motif çizer, motif keser, süsleme yapar demem o ki canı ne isterse insan portresi yine yapar, ben Atatürk’ün 2 – 3 tane farklı portresini çizip kestim. Yeter ki sabret, azmet ve onu işle, ben yapacağım de yaparsın ama sen bakıp öf ben yapamam dediğin zaman hayatta yapamazsın, ben bir kanser hastası olarak eğer hastalığımı bu sanatla unutmuşsam, insanlar gelsin yapsınlar, en güzel sabır mihengi bu meslektedir.
HAT SANATININ DİĞER EL SANATLARINDAN FARKI NEDİR?
Sabrı işler ve sana sabırlı olmayı öğretir, her sanat güzeldir, her sanat yapılır ama marangoza gidersin 2 tahtayı alır 5 tane çivi ile kutu yapar önüne indirir bu öyle değil. O sabır isteyen bir şey değil ama bu sabır isteyen bir şey, bu sana sabırlı olmayı öğretir.
MESLEĞİNİZİ İLERLEYEN YILLARDA NEREDE NASIL GÖRÜYORSUNUZ?
Bu ilelebet gidecek bir meslektir, tarihi süsleme sanatıdır ve eski tarihi onarımlarda dahi bu meslek gereken bir şeydir, bir caminin motiflerinde, onarımlarında, cami kapılarının onarım ve süslemelerinde, bütün tarihi eserlerin onarımında bu meslek geçerlidir. Örneğin Adıyaman’da bir kapı görmüştüm içerisinde naht yazıları vardı, sağ olsunlar beni çağırdılar onun kalıbını çıkardım ve kestim yerine oturttular gönderdiler, bu meslek tarihten günümüze gelen bir meslek, güzel bir uğraş ve güzel bir meslek. Sen her ebatta, her boyda, her yerde bunu yapabilirsin, yeter ki yapmayı iste.
SON OLARAK HAT SANATI HAKKINDA BURADAN İNSANLARA NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?
Gelsinler, baksınlar, görsünler, denesinler, sabrın nasıl olduğunu görsünler. Nasıl ki bizim burada Eyyüp peygamberin sabır makamı var, bu iş de sabır ister, buraya gelirler sabır etmeyi de öğrenirler demek istediğim mesleği öğrenirken sabretmeyi de öğrenirler, sabır etmenin ne kadar kıymetli olduğunu da öğrenirler. İnsanlar gelsinler elime baksınlar ve onlara ahşap tahta vereyim, çizim vereyim çalışsınlar, ellerini alıştırsınlar, rahatlayana kadar o testereyle çalışsınlar o zaman görecekler ne kadar zevkli olduğunu. Örneğin dışarıdan buraya gelen polis arkadaşlar var, buraya uğrayıp yaptıkları naht sanatlarını gösteriyorlar, onlar da evde hobi olarak uğraşıyorlar, bana göstermeye geldiklerinde onlara da gelin burada çalışın dükkân sizin diyorum. 2 tane polis arkadaşım vardı şuan Bursa’dalar onlar gelip burada çalışıyorlardı, tayinleri çıktı gittiler yoksa onlar mükemmel yetişmişlerdi, kalemkâr bir arkadaşımın yanında kalem işini dahi öğrendiler, ellerinde kalem ve çekiç bakırın üzerinde işi öğrendiler. Neden? Çünkü onlar bir şey öğrenmeye hevesliler, şimdi Bursa’da kendilerine bir atölye tutmuşlar ve hem polislik görevlerini yapıyorlar hem de akşam nöbetleri olmadığı zaman atölyede işlerini yapıyorlar. Kimi bakırın üzerine, kimi bıçağın üzerine, kimi çakmağın üzerine yazıları işliyorlar ya da bakırın çimini yapıp kıl testere ile o bakırı oyup ortaya çıkarıyorlar, o da ayrı bir zevk veriyor. Bakırı, tuncu ve levhaları işleyip tablo haline getirmek ayrı bir zevk veriyor, tabi onun testereleri ve malzemeleri değişiyor, ahşabın ki ayrıdır, demirin ayrıdır. Bakırın ve pirincin testere ağızları farklı olduğu için onları da yine aynı şekilde naht olarak çalışıyorsun, kuyumcular da kıl testere ile naht’ı işlerler, motiflerin üzerine, aynı şekilde boyundaki kolyelerin üzerine harfleri işlerler. Hat sanatı kuyumcularda da geçer, bizde de geçer, bakırcılarda da geçer demek istediğim birçok sanat dallarının içerisinde naht sanatı işlenir, o yüzden gençler kahveye gidip internette telefonla oyun oynamaktansa bu işle uğraşsınlar çünkü bu iş beyni boşaltır, insanın bedenini rahatlatır, insana bir huzur verir, sabır ve sebatı kendisine öğretir. Gelsinler, denesinler yapamadılarsa yine gitsinler sıkıntı değil.
BİZE ZAMAN AYIRDIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.
Ben Teşekkür ederim.